İstanbul Üniversitesi Oldu Bittiye Kurban Edilmemeli

Öğrencisi olabilme hayali ve arzusu ile çocukluğunu, gençliğini doya doya yaşayamadan çalıştığın, amfilerinde yıllar boyu dirsek çürüttüğün, değerine değer katmak için kafa yorduğun emek verdiğin, seni bu günlere getirmiş, neredeyse kişiliğinle özdeşleşmiş, sana kurumsal bir ruh kazandırmış, dünyada kendine has ekolü ve marka değeri olan kurumun için birden bire hayati öneme haiz bir değişikliğe gidiliyor, sen de bu değişime haklı gerekçelerle demokratik yollardan itiraz edemeyeceksin!

Bu ne ideolojik ne de siyasi bir karşı duruştur. Objektif gerekçelere ilaveten duygusal bir tepki de söz konusudur ve yukarıda bahsettiğim nedenlerden dolayı tamamen haklıdır, aslında böyle bir tepkinin olmaması anormaldir.

Neden karşı olduğumuz yaklaşık on gündür çok açık seçik ortaya konulmuştur; ama neden ünivetsite bölünüyor, bu bölünmenin reel olarak ne faydalar sağlayacağı bir türlü altı çizilerek ne kamuoyuna, ne de üniversitenin bileşenlerine anlatılamıyor.

İşin ilginç tarafı bu bölme projesinin iki yıl öncesinden hazırlandığı ve bekletildiği bilgisidir ki bu bizleri daha da derinden sarsmıştır. O zaman neden bu fikir gündeme getirilip ünivetsite bileşenleri ile tartışmaya açılmadı demeden geçemiyor insan.

Öğrenci sayısı çok fazla deniliyor, bölünme olunca İstanbul üniversitesinden ayrılan fakülteler bütün kadro ve donanımları ile oluşturulan ikinci üniversiteye bağlanacağı için, aynı gerekçe, kurulan yeni üniversite için de geçerli olacaktır. Geride kalan İstanbul Üniversitesi öğrenci sayısı yarıya inmiş olsada, lokomotif görevi üstlenmiş fakültelerini kaybettiğinden öğrenci yoğunluğu bakımından bir avantaj sağlayamayacaktır. Öğrenci sayısının fazlalığı gerçekten sorun ise üniversiteye neden fazla öğrenci alınıyor, kapasitesi neyse o kadar alınsın. Ülkemizin üniversite ihtiyacı, köklü üniversiteleri bölerek karşılanamaz. Ancak bütün fakülteleri ile yeni üniversiteler kurularak bu ihtiyaç karşılanabilir. Öğretim üyesi ihtiyacı köklü üniversiteler de yetiştirilerek ve bu süre için de köklü üniversitelerden afiliasyonlarla sağlanabilir. Çok hantal, şişirilmiş, hatta şişman gibi sıfatlar eklenerek maalesef Üniversitemiz’e haksızlık yapılmaktadır. Bu duruma gelinmesinde en önemli faktörün ne olduğunu burada yazmaya gerek yok. Bu da ayrı bir tartışma konusudur. Bunun çözümü yalnızca bölmek olamaz. Mevcut fakültelerin tüzel kişilikleri, kimlikleri değiştirilmeden üniversiteleri kompakt bir şekilde küçültmek te mümkün olabilir. 565 yıllık geçmişi ve uluslararası edinilen prestiji, marka değerini ismi ne olursa olsun ikinci üniversiteye taşımak ve uluslararası ilgili kuruluşlara kabul ettirebilmek mümkün değildir. O nedenledir ki bu bölünme girişimine en çok karşı çıkan ünivetsiteler veya fakülteler uluslararası prestijleri üst düzey olanlardır. Tarihimizi, çok emek verdiğimiz ulusal ve uluslararası edinimlerimizi kaybetmemek için çabalıyoruz. Aslında en önemli karşı çıkış sebebimiz de budur.

Velhasıl nereden bakarsak bakalım üniversitemizin bölünmesi ile ilgili yasa tasarısını anlamak mümkün olmuyor.

Önemli bir husus ta bu bölme ile ilgili taslak metinin iki senedir YÖK te hazır olduğu bilgisine rağmen, bu günkü krizin ana merkezinde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin olmasının esas nedeni, Çapa Tıp Fakülteli öğretim üye ve yöneticilerden oluşan beş kişilik bir heyetin girişimi ile, ilk metinde Çapa’nın ayrılması gündemde iken bir gün sonra bu girişim neticesinde Cerrahpaşa’nın İstanbul Üniversitesi’nden ayrılmasına karar verilmesidir ki bu ani değişiklik bu tasarının ne kadar esaslı bir gerekçeye dayandığını da göstermektedir.

İstanbul üniversitesi, bütün fakülte, enstitü ve yüksek okulları ile bir bütündür, yaşayan dinamik bir organizmadır, oldu bittiye getirilerek bölünmemelidir. Üniversitemiz bahsi geçen mevcut problemleri aşabilecek yeterli beyin gücüne, kabiliyete ve 565 yıllık tecrübeye sahiptir. Yeterki yasa koyucularımız, üniversitenin önünü açsınlar…

Prof. Dr. Salih Pekmezci

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir